GÜNCEL

KOSTA RİKA’DA SPOR AMAÇLI

AVCILIK YASAKLANDI

costa rica

Kosta Rika spor amaçlı avcılığı yasaklayan ilk Latin Amerika ülkesi oldu. Kosta Rika Meclisi, yerli büyük kedi türlerini de kapsayan, ülkenin vahşi yaşamını koruyacak yasağı pazartesi günü oy birliği ile onayladı. Yasaları çiğneyen avcılar para ve hapis cezasına çarptırılacak.

Dünyanın pek çok yerinden avcılar, spor için jaguar ve pumaları avlamak veya kedileri yakalayıp karaborsa’da evcil hayvan olarak satmak için Kosta Rika’ya akın etmekte. Yakalanarak ülke dışına çıkarılan ve dünyanın her yerine evcil hayvan olarak satılan papağanlar da ayrıca tehlike altında.

Kosta Rika halkı hayvanlarını korumak için bir kampanya başlatarak 177,000 imzayı meclise gönderdi. Yasa tasarısının onaylanmasının ardından, av yasağını delenler dört ay hapis ve 3,000 dolara varan para cezası ile cezalandırılacak.

Inhabitat

çizgi

BİR MEZBAHA ÇALIŞANI ANLATIYOR…

Mezbahada çalıştığın dönemde özellikle aklına kazınan bir anın var mı?

– Keçilerin çığlıkları. Bir çocuğa işkence ediliyormuş gibiydi. Şok aleti ile doğru düzgün bayıltılmadıkları zaman çok çığlık atıyor, zıplıyor, bağırıyorlardı. Diğer çalışanlara baktığımda ise hayvanlarda levye ve zincir kullandıklarını görürdüm. İşte bütün bunlar hayatım boyunca benimle kalacak, özellikle de hayvanların attığı çığlıklar, aynı insan çığlıkları gibiydiler.

Bunun doğru olmadığını hayvanların bildiğini biliyorsun. Kendi içinde de doğru olmadığını biliyorsun. Ama işte para kazanma tutkusu insanlara pek çok şey yaptırabiliyor.

Mezbahada çalışmaya başlamadan önce ne umuyordun, ne buldun?

– Daha karmaşık, şiddetli ve daha zalimdi. Orada şahit olduğum şartları ve zulmü görmeyi beklemiyordum açıkçası. Ne de olsa kalite kontrol uzmanımız ve bir veterinerimiz var diye düşünüyordum, fakat onların da umurunda değildi. Onlar da aynı bizim gibi para için oradaydılar ve ilgilendikleri tek şey ürünlerdi.

Hayvanların çığlıklarını duyarsınız, gözleri geriye doğru devrilir, kuyrukları bükülür, kan işer ve dışkılarlar. Taşıyıcı bant bir dizi çarktan oluşur ve bazen hayvanların derisi bu çarklara sıkışarak yırtılır. Yani hayvanlar güdüldükleri andan kamyonlara bindirilip, şok aleti ile bayıltıldıkları ana kadar sürekli acı çekerler.

Bir sonraki adım olan kafa ve kuyruğun kesilmesi aşamasında hayvanlar çoğu kez hala hayattadır ve tekmelerler.

Kanın akıp boşalması için ters çevrilip asılırlar. Daha sonra kuyruk kesilir, boyun kesildikten sonra kafa bedenden ayrılır. Bu işlem sırasında hayvanlar çoğu kez hala hayattadır. İnsanlar hayvanlar tarafından tekmelendiğinde onlar da yumruk atarak karşılık verirler. Yani, hayvanlar, bilirsiniz, ölüyorlar, bu kadar acı çeken bir canlıya vurmanın anlamı nedir ki?

Sonra toynaklar kesilir. Bu sırada hayvanın hala seğirdiğini, etin hala yaşadığını görebilirsiniz. Ben bütün bu aşamalardan geçtim ve soğutuculara konulduklarında bile hala seğiriyorlardı. Orada hala bir yaşam veya hareketliliğin devam ettiğini görebilirdiniz.

Fakat toynaklar kesilmeden önce biyo testere ile göğüs, daha sonra toynakların üstü, hayvanlar ters çevrildikten sonra da altı kesilir. Sonra midenin dökülmesi için, mideden bağırsağa doğru kesik atılır. Mide, bağırsak ve organların ayrılması için bıçak belkemiğinin her iki tarafından aşağı doğru kaydırılır.

Kanala atıldıklarında, çoğu kez patlar ve yerlere saçılırlar. Et denetimcimizin kalp, karaciğer, akciğer ve böbrekleri hastalık olup olmadığına bakmak için kontrol etmesi gerekir fakat genelde bununla uğraşmaz bile.

Mide çıkarıldıktan sonra sıra post, dışkı ve süt gibi fazlalıkların alınmasına gelir. Daha sonra doğrudan soğutuculara götürülürler. Hayvanın öldürülüp soğutuculara götürülmesi işlemi tahminen 10-15 dakika sürer.

Şok aleti işe yaramadığında, boğazlarının kesildiği kanalda hala hayattadırlar ve tekmelerler. Bu aletin görevi hayvanların hiç acı çekmemesi için elektriği beynin her yanına dağıtmaktır, fakat genellikle hayvanı hareketsiz bırakır, çünkü hala çığlık atar, tekmeler ve seyirirler, boğazlarının kesilmesi için yanlamasına yatırıldıkları yerden kaçmaya çalışırlar. İşte bütün bunlar uzun süre unutamayacağınız, size saplanıp kalan şeylerdir.

Deri yüzdüğüm zamanlarda pek çok kez hayvanların ayak ve eklemlerinde insanların hayatta olan hayvanları yumruklamalarından kaynaklanan morarmalar görürdüm. İnsanlar kuyruklarını keserken çenelerine tekme yediğinde, hayvanları döverlerdi. Oracıkta yatan ve ölmek üzere olan bir hayvana karşı neyi kanıtlamaya çalışıyorsun ki? Bunu bir savunma mekanizması olarak düşünürdüm, çünkü çoğu insan sorunun kendisinde olduğunu kabul etmek istemez: Sorun bende değil, hayvanda. Bu da sanırım psikoloji alanına giriyor, açıkçası bunun hakkında yorum yapacak kadar çok şey bilmiyorum. Sadece yaşadıklarımı anlatıyorum.

RENNET NEDİR?

Rennet veya rennin, süt emen bebeğin anne sütünü sindirmesine yardımcı olması için her memelinin midesinde ürettiği doğal bir enzimler kompleksidir. Gıda sektöründe, rennet peynir yapımında, özellikle de süt endüstrisinde pıhtılaştırıcı olarak kullanılır.

Doğal BUZAĞI PEYNİR MAYASI (Rennet), öldürülmüş genç, sütten kesilmemiş buzağıların dördüncü mide odasının (abomasum) iç mukozasından elde edilir. Bu mideler dana eti üretiminin yan ürünleridir. Daha yaşlı buzağılardan elde edilen rennet yüksek düzeyde pepsin içerirken daha az veya hiç kimozin içermez ve sadece özel çeşit süt ve peynir üretiminde kullanılır. Her geviş getiren kendi türünün sütünü sindirmek için özel bir tür rennet üretir.

McGraw-Hill Bilim ve Teknoloji Ansiklopedisine göre; ‘Öldürüldükten sonra, dördüncü mide … çıkarılır ve içindeki yiyecek kalıntıları boşaltılır.’ Bu işlemden sonra mide; tuzlama, yıkama, yüzey yağını çıkarmak için kazıma, nemin alınması için kurutma ve son olarak rennin özü elde edilene kadar bir tuz çözeltisiyle karıştırılıp öğütme gibi birkaç işlemden geçer.

Rennet elde etmek için genç buzağıların midelerinin kurutulup ‘temizlendiği’, daha sonra küçük parçalar halinde dilimlenip birkaç gün sonra filtreden geçirilecek bir ekstraksiyon çözeltisinin içine konulduğu geleneksel yöntemler hala uygulanmaktadır. Modern üretimlerde, mideler dondurulur ve rennet özütü alınmadan önce öğütülür.

Wikipedia, Care2

GREEN HILL’E EL KONULDU,

2,500 KÖPEK SONUNDA EVİNE DÖNÜYOR

İtalyan polisinin yaptığı açıklamada, el konulan beagle köpeklerinin %50’sinin 3-8 aylık olduğu ve araştırmalara yavru üretmek için kullanılan pek çok hamile yetişkin dişinin bulunduğu belirtildi.

Tesisin kapatılmasına yakın geçen hafta yapılan denetlemede el konulan köpekler, diri kesim laboratuarlarına  ticari olarak hayvan üreten çok uluslu Amerikan Marshall Farms’a aitti.

Polis ayrıca tesisteki üç müdürün hayvanlara zulüm yaptıkları gerekçesiyle soruşturulduklarını da söyledi.

Hayvanlar şu anda yasal olarak İtalyan hayvan hakları organizasyonu LAV ve çevre koruma grubu Legambiente tarafından koruma altına alınmış durumda. Fakat Marshall Farms mahkemeye başvurduğundan, köpeklerin tesise geri dönme riskleri de bulunuyor.

Kampanyaya katılan tüm organizasyonlar, şu anda hayvanlara yuva bulmaya çalışıyor. 2,000’den fazla kişi köpekleri sahiplenmek için başvurmuş bulunuyor. Köpeklerin sadece İtalya içinde sahiplenebileceği de verilen bilgiler arasında.

Green Hill henüz yasal olarak kapatılmasa da aktivistler 27 Temmuz Cuma gününden başlayarak 10 günden daha az bir zamanda çiftlikten 2,500 köpeği çıkarmayı hedefliyor.

Animal equality

VEJETERYAN BESLENMEK BÖBREKLERE

İYİ GELİYOR

Yapılan yeni bir araştırma vejeteryan beslenmenin böbrek hastalarının vücutlarında fosfor birikmesini engellediğini ortaya koydu.

Böbrek hastalarının yüksek seviyelerde kalp hastalığı ve ölüme yol açabilen fosfor alımlarını sınırlı seviyede tutmaları gerekiyor.

Klinik rehberlerin kronik böbrek hastaları için düşük fosforlu beslenmeyi tavsiye etmelerine rağmen, fosfor içeriği gıda etiketlerinin üzerinde belirtilmiyor.

Sharon Moe (Indiana Üniversitesi Tıp Fakültesi) ve meslektaşları vejeteryan ve et kaynaklı beslenmenin kronik böbrek hastası olan 9 kişinin fosfor seviyelerine yaptığı etkiyi araştırdı.

Hastalar bir hafta boyunca vejeteryan veya et kaynaklı beslendiler, iki-dört hafta sonra ise tam tersi bir diyeti izlediler. Her haftanın sonunda her iki diyetten kan ve idrar örnekleri alındı.

İki diyette de protein ve fosfor konsantrasyonlarının eşit olmasına karşın, et kaynaklı beslenenlere oranla vejeteryan beslenenlerin kanlarındaki fosfor oranının daha düşük olduğu ve idrar yoluyla daha az fosfor attıkları görüldü.

Araştırmacılar yiyeceklerdeki protein kaynağının kronik böbrek hastası olan kişilerin fosfor seviyeleri üzerinde önemli bir etkisi olduğu sonucuna vardı.

Araştırma Clinical Journal of the American Society Nephrology’nin (CJASN) son sayısında yayımlandı.

KALSİYUM TAKVİYELERİ KALP KRİZİNE

YOL AÇABİLİR

Yapılan yeni bir araştırma, kemikler için faydalı olduğu düşünülen kalsiyum tabletlerinin kalbe iyi gelmediği uyarısında bulunuyor.

Heart dergisinde yayımlanan haberde, kemik erimesini önlemek için alınan kalsiyum takviyeleri insanları kalp krizi riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Araştırmaya katılan ve düzenli olarak kalsiyum takviyesi alan yaşları 35 ile 65 arasındaki 24,000 katılımcının kalp krizi geçirme riskinin, takviye almayanlara oranla %86 daha fazla olduğu tespit edildi. Araştırmaya göre, ‘Kalsiyum takviyeleri doğal ve dolayısıyla osteoporotik kırıkları önlemenin güvenli yolu olduğu düşünüldüğünden doktorlar ve halk tarafından geniş ölçüde kabul görmekte. Oysa kalsiyumu dengeli beslenmenin önemli bir parçası olarak görmeliyiz.’

Forks Over Knives belgeselinde yer alan Dr. Matt Lederman; ‘Besinler ayrı alındıklarında istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilmekte. Bugüne dek yapılan araştırmalar, bitkisel gıdalarda yeteri miktarda kalsiyum bulunduğunu gösteriyor.’ tavsiyesinde bulunuyor.

Araştırmanın yazarları kalsiyum takviyeleri almanın yaygın görülen yan etkilerinden biri olan aşırı kalsiyumun zararlı olabileceğini kaydediyorlar.

Lederman, ‘Kemik sağlığı için en önemli faktörlerin sağlıklı bitkisel gıdalarla beslenmek, yeteri miktarda güneş ışığı almak ve egzersiz yapmak’ olduğunu söylüyor.

FOK

İTALYAN AKTİVİSTLER ÜRETİM

ÇİFTLİĞİNE GİRDİ, 13 KİŞİ TUTUKLANDI,

30 KÖPEK ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞTU

İtalya’nın Montichiari (Brescia) şehrinde toplanan yaklaşık 1,000 kişilik hayvan aktivisti grup vivisection laboratuarlarına köpek yetiştiren Green Hill şirketine ait çiftliğe girerek otuzdan fazla beagle cinsi köpeği kurtardı.

Gruptan ayrılarak Green Hill çiftliğine yönelen 300-400 kişilik gruptan 23 gösterici özel araziye girdi, 13 kişi çoğu yavru olan en az 30 köpeği dışarı çıkarmayı başardı.

Eylemin ardından 13 kişi hırsızlık, soygun, kamu görevlisine direnme gibi suçlamalarla gözaltına alınarak Brescia polis karakoluna götürüldü. Bazı eylemciler polisten şiddet gördüklerini söyledi.

Göstericiler arasında bulunan bir veteriner, kurtarılan yetişkin bir köpeğin karnının göğüs kafesine kadar açılmış olup dikişlerinin hala durduğunu söyledi. Aktivistler ayrıca köpeklerin hepsinde keskin idrar kokusu olduğunu da belirtti.

Green Hill'den kurtarılan yavru bir beagle

Green Hill’den kurtarılan yavru beagle

GREEN HILL KİMDİR?
2001 yılında kurulan Green Hill vivisection laboratuarları için beagle köpekleri üreten bir şirkettir. Bu çiftlikte kapalı alanlarda tutulan 250’den fazla köpeğin hayatı her ay vivisection laboratuarlarının operasyon masalarında son bulur. Köpekler ölmek için doğar ve acıya mahkum edilir.

İtalya’daki diğer köpek üreticisinin iflas etmesinin ardından, Green Hill büyük talep görerek Avrupa’daki araştırma hayvanları piyasasının ana köpek üreticisi oldu.

Green Hill’in içinde 2500 kadar köpek birkaç tuvaleti olan 5 kulübenin içinde kilitli tutulmaktadır. Bu kulübeler açık alan, doğal ışık veya havanın olmadığı kapalı ve steril alanlardır. Bu köpeklerin yaşam ortamı yapay ışıklandırma ve havalandırma sistemi olan sıra sıra kafeslerden oluşur, daha sonra kamyonlara yüklenip laboratuarlardaki cehenneme gönderilirler.

Green Hill’in müşterileri arasında üniversite laboratuarları, ilaç şirketleri ve Avrupa’daki en büyük hayvan işkence merkezi olan Huntingdon Life Sciences gibi araştırma merkezleri bulunmaktadır.

Green Hill birkaç yıl önce Marshall Farms Inc. adındaki bir Amerikan şirketi tarafından satın alınmıştır. Marshall dünya’daki en büyük ve en rezil laboratuar köpeği ‘fabrikasıdır’.

Marshall köpekleri hava yoluyla dünyanın her yerine gönderir fakat Avrupa’daki satın alma merkezi Green Hill ve Çin’de inşa edilen dev bir çiftliktir. Marshall’ın planı genişleyerek pazarın tekeli olmaktır.

Bu çiftlikten 450 ile 900 euro arasında değişen fiyatlarla istediğiniz yaşta köpeği satın alabilirsiniz. İsteyen daha fazla ödeyerek hamile bir anneyi de satın alabilir.

Green Hill ve Marshall ayrıca talep eden müşterilerine bazı bezelerdeki ses tellerini kesme veya kaldırma gibi cerrahi işlem hizmetleri de sunar.

Hayvanların zihinsel ve fiziksel olarak çekebilecekleri acı ve ızdırap hakkında en ufak bir vicdana sahip olmayan Green Hill ve Marshall için hayvanlar sadece birer eşya, üretip satabilecekleri objelerden başka bir şey değildir.

Negotiation is over

HARVARD ÜNİVERSİTESİ SÜT ÜRÜNLERİNİN

SAĞLIKLI BESLENMENİN BİR PARÇASI

OLMADIĞINI AÇIKLADI

Harvard Halk Sağlığı Okulu yeni yayımladığı ‘Sağlıklı Beslenme Tabağı’ gıda rehberiyle Amerikan Tarım Bakanlığı ve dünyanın her yerindeki beslenme uzmanlarına güçlü bir mesaj gönderdi. Üniversite eski ve yanlış yönlendiren yemek piramidinin yerini alan USDA’in yeni MyPlate sağlıklı beslenme rehberine de yanıt niteliği taşıyor.

Harvard’ın beslenme uzmanları, gıda rehberinin beslenme araştırmalarına dayandığını ve daha da önemlisi ‘gıda endüstrisi lobicilerinin etkisi altında kalmayarak’ hazırlandığını açıkladı. Araştırma’daki en önemli nokta ise, Harvard’ın ‘… fazla süt tüketiminin prostat ve muhtemel yumurtalık kanseri riskini artırdığı’ değerlendirmesine dayanarak ‘Sağlıklı Beslenme Tabağı’nda süt ürünlerine yer verilmemesi oldu. Harvard uzmanları ayrıca süt ürünlerinin pek çoğunda bulunan yüksek orandaki doymuş yağa da işaret ederek, kalsiyum bakımından sütten daha güvenli ve daha yüksek kaliteli takviye seçenekleri olan kara lahana, bok choy, zenginleştirilmiş soya sütü ve fırınlanmış fasulyeyi tavsiye etti.

Care2

PREMARIN NEDİR?

Premarin vajinal yoldan östrojen tatbik eden bir krem bileşenine verilen ticari addır. Kısrakların idrarından yalıtılan premarin (PREgnant MARes’ uriNE) Wyeth Pharmaceuticals (Ocak 2009’dan bu yana Pfizer’in bir parçası) tarafından üretilmekte ve 1942’den bu yana piyasada bulunmaktadır.

Premarin Amerika’da en çok reçete edilen ilaçtır. Ayrıca Premaril adıyla satıldığı İsrail’de de pek çok kadın tarafından kullanılmaktadır. Aktif bileşen olan hamile kısrakların idrarı, Birleşik Devletler ve Kanada’daki çiftliklerde, son derece insanlık dışı koşullar altında tutulan on binlerce attan toplanır. Bu uysal hayvanlar yaşamlarının büyük bir kısmını sağlıkları bozulana kadar bağlanarak geçirir ve pek çoğunun yavrusu olmasına rağmen kesilirler. Menopoz ve osteoporoz tedavisi için daha modern, hayvansal olmayan alternatifler de kullanılabilir.

Pek çok jinekolog menopoza giren kadınlara Premarin ilacı yazar; ancak daha sağlıklı, daha insani alternatifler de bulunmaktadır. Bu ilaç atlara yapılan çok zalim muameleler sonucunda elde edilmektedir.

Premarin nereden geliyor?

Premarin hamile bırakılan kısrakların idrarından türetilir. Bir hortuma bağlanmış kauçuk bir toplama kabı ata yerleştirilir ve 5 ay boyunca birden fazla adım atamadığı, dönemediği veya düzgün bir şekilde uzanamadığı ufacık, beton zeminli bir ahırın içinde ayakta durmaya zorlanır. Yavrusu doğduktan sonra, sadece beş aylığına tayı ile birlikte dışarı çıkıp dolaşmasına izin verilir, yeniden hamile bırakılma zamanı geldiğinde ise yavrusundan ayırılır ve tekrar östrojen üretim hattına götürülür. Bazen kazancı artırmak için az su verilerek kısrağın idrarı konsantre hale getirilir, bu da hayvanlarda insanlara geçebilecek hastalıklara yol açabilir. Premarinde bulunan at östrojeninin kansere yol açabileceğine dair kanıtlar bulunmaktadır.

Premarin üretiminde kullanılan kısraklar 11 aylık hamilelikleri süresince serbestçe hareket edip uzanabilecekleri hiçbir yerin olmadığı küçücük ahırlara kapatılırlar.

Bacaklarına sürterek tedavi edilmediğinde açık, cerahat sızıntılı yaralara neden olan hantal kauçuk idrar toplama çantalarına bağlanan hamile kısraklar, çok az veya hiç hareket edemeden aylarca ayakta kalır.

Yönetmelikler atlara günde iki defadan daha az su verilmemesi gerektiğini belirtmesine rağmen, çiftçiler toplanan idrar hacmine göre değil konsantrasyona göre para aldıklarından, idrardaki östrojen konsantrasyonunu mümkün olduğu kadar yüksek tutmak için olabildiğince az su vermeyi tercih eder.

Bu da böbrek ve karaciğer sorunlarına ve suyun dağıtıldığı saatlerde hasret oldukları suya ulaşabilmek için çırpınıp kendilerini yaralamalarına neden olmaktadır.

İlkbaharda her kısrak bir tay doğurur. Bebekleri gün içinde kendilerinden alınarak hızla tekrar hamile bırakılırlar. Bu döngü kısraklar yaşlanana, verimsizleşene ya da sakat kalana yani açık artırma ile satılarak kesilene kadar yıllarca devam eder.

DOMUZ ÇİFTÇİSİ HAYVAN HAKLARI SAVUNUCUSU OLDU

New Taipei Şehri Linkou Bölgesinden bir domuz çiftçisi mezbahaya gönderilmek üzere olan bir domuz yavrusuyla göz göze geldikten sonra çiftliğini domuzların yiyecek için yetiştirilmediği bir ‘domuzcuk cenneti’ne çevirdi.

‘Hayvanlar dostumuzdur, yiyeceğimiz değil’ diyen domuz barınağı sahibi 34 yaşındaki Lo Hung-hsien ayrıca vejeteryanizm savunucusu ve yarı zamanlı gönüllü.

Lo, kar amacı gütmeyen çiftliğinin masraflarını karşılayabilmek için ayrıca, kargo şoförlüğü yapıyor, gece pazarlarında tezgah açıyor ve internetten hamur işi satıyor.

Maaşlı işlerinden arta kalan sınırlı zamanda ise, bir yandan vejeteryan beslenmenin faydalarını tanıtmaya çalışıp okullarda gönüllü olarak görev alırken bir yandan da Tzu Chi Vakfında ücretsiz konuşmalar yapıyor.

Ailesini ve ‘domuz arkadaşlarını’ besleyebilmek için güçlükle para kazanan Lo, aldığı karara karşılık çiftliği nasıl yürüteceğine dair yapılan tüm eleştirilere rağmen, beş kuruşsuz dahi kalsa inançlarına bağlı kalacağını belirtiyor.

Kalbini değiştiren olaydan önce Lo, dededen miras kalan bu büyük ölçekli çiftlikte oldukça iyi para kazanan bir çiftçiymiş. 500 domuzun bulunduğu çiftlikte harcayacağından çok daha fazla gelir elde ediyormuş.

Para kazanan bir çiftçiyken kendisini vejeteryana dönüştürenin kesime gönderilen bir domuz yavrusu olduğunu söyleyen Lo bu olayın domuz çiftçiliğine bakışını değiştirdiğini belirtiyor.

Bir mezbaha çalışanı birkaç domuz seçmek için çiftliğine gittiğinde, dehşete kapılan hayvanlar ağlamaya başlamışlar.

O anı Lo şöyle anlatıyor, ‘Kucağıma aldığımda aniden sakinleşen bir domuz yavrusu ‘Bunu bana nasıl yaparsın?’ der gibi gözlerimin içine baktı. İşte gözlerindeki o bakış içimi parçaladı ve sabaha kadar uyuyamadım. O andan sonra vejeteryan oldum ve kasaplarla ilişkimi tamamen kestim.’

Lo güne her sabah 4’te başlıyor, birkaç vejeteryan restorana uğrayıp değerli hayvanları için artan yemekleri topluyor. Daha sonra ahılları temizleyip sanki çocuklarıymışçasına domuzlarla oynuyor.

Lo ayrıca gittiği her yere inanç tohumlarını yaymak istediğinden, kamyonetinin üzerine sprey boyayla ‘hayvanlar dostumuzdur, yiyeceğimiz değil’ diye yazmış.

Taipei Times

MORRISSEY İLE HAYVAN HAKLARI VE
‘MEAT IS MURDER’ ÜZERİNE

Morrisey müzisyenliğinden öte, sıkı bir hayvan hakları savunucusu. Gelmiş geçmiş en iyi hayvan hakları şarkısı olan ‘Meat is Murder’ı yazan, havyan hakları kampanyalarında aktif olarak yer alan, et pişirilen alanlarda sahne almayı reddeden Morrisey 19 Temmuz akşamı Açıkhava Tiyatrosunda, havada ceset kokusu olmadan sahne alacak ve belki yine ve tekrar ‘Meat is Murder’ diyecek. Bu muhteşem konser öncesi ‘Meat is Murder’ı yazmasından bir sene sonra, Eylül 1985 yılında Peta’dan Dan Matthews ile gerçekleştirdiği söyleşiye bağlanıyoruz.

Dan Mathews: Bu saatte konuşmayı kabul ettiğin için teşekkürler.

Morrissey: Rica ederim. Genelde röportaj vermiyorum, özellikle de bu turnede.

DM: İngiltere’de yaptığın röportajlarda hayvan hakları konusu da konuşuluyor mu?

Morrissey: Evet. Hayvan hakları İngiltere’de de önemsenen bir konu.

DM: ‘Meat is Murder’ı ne zaman yazdın?

Morrissey: Ekim 1984’de.

DM: Albümün adından dolayı plak şirketiyle bir sorun yaşadın mı?

Morrissey: Hayır hiç yaşamadım. Albümün adını koyduğumuzda İngiliz gazetelerinin manşetlerine taşındı ve epey ilgi çekti. Hayvan hakları orada çok tartışılan bir konu ve ‘Meat is Murder’ da bunun bir parçası oldu. Fakat en büyük haksızlık, albüm listelerde ilk sıraya yerleşmesine rağmen radyoların şarkıyı çalmamasıyla yapıldı.

DM: Hayvan istismarı ile ilgili olan diğer şarkılardan da haberdar mısın?

Morrissey: Tabi ki. Howard Jones’un ‘Assault and Battery’ ve Captain Sensible’ın ‘No Meat’ isimli parçası.

DM: Mini e.p. ‘Their Eyes Don’t Lie’ parçasını duydun mu?

Morrissey: Evet, yürek ısıtan bir parça.

DM: Kaç yıldır vejeteryansın?

Morrissey: 11 veya 12 yaşındayken vejeteryan oldum. Annem kendimi bildim bileli sağlam bir vejeteryandı. Çok fakirdik ve etin beslenmek için iyi bir kaynak olduğunu sanıyordum. Sonra gerçeği öğrendim. O yıllardan pişmanlık duyduğumu söyleyebiliriz sanırım.

DM: Peki hayvan hakları hareketine dikkatini çeken annen miydi yoksa kendin mi keşfettin?

Morrissey: Kesinlikle annemdi. Annem çok faaldi, sıklıkla İngiltere’deki av karşıtı toplantılara giderdi. Benim üzerimdeki etkisi çok büyüktür.

DM: The Smiths İngiltere’deki hayvan hakları gruplarına destek veriyor mu?

Morrissey: Çok fazla yardım konseri talebi alıyoruz, fakat çok zor oluyor. Bazı gruplar arasındaki aptalca kavgalardan dolayı biri için konser verdiğinizde diğerleriyle aranızda sorunlar çıkabiliyor. Biz temelde hayvan hakları hareketine destek veriyoruz. En azından İngiltere’de pek çok kişinin bu konu hakkında düşünmesini, konuşmasını ve güçlü kılmaya yardım etmesini sağladık. İçinde bulunduğumuz büyük platformu kullanıyoruz ve bana kalırsa bu yardım etmek kadar etkili bir yol. Kısa bir süre önce İskoçya’da bir televizyon programına çıktık. Program akşam saat 6’da, tam yemek saatinde başlıyordu ve yayında insanların gerçekte ne yediğini düşünmelerini sağlayacak bazı berbat mezbaha kareleri gösterdik. Etkisi çok büyük oldu.

DM: Hayvan haklarıyla ilgileniyor olmanıza hayranlarınız nasıl tepkiler veriyor?

Morrissey: Bu ilginç bir soru. Genel olarak olumlu tepkiler alıyoruz. Fakat bir keresinde İngiltere’nin Stokes şehrinde verdiğimiz bir konserde garip bir şey oldu, bir talihsizlikti diyelim. ‘Meat is Murder’ şarkısını söylerken seyircilerin arasından biri sahneye bir öbek sosis fırlattı, tuhaf bir şekilde suratıma gelen sosisin bir kısmı ağzıma değdi. Gerçekten korkunçtu. Sahneden indim ve yediklerimi çıkardım! Gerçekten kustum. Et yemek düşünebildiğim en iğrenç şey, insanın babaannesini ısırmasına benziyor.

DM: Pek de olumlu bir tepki değilmiş.

Morrissey: Bu münferit bir olaydı. Her gün dünyanın her yerindeki insanlardan sonunda söylediklerini dillendiren birisinin olmasından ne kadar mutlu olduklarına dair mektuplar alıyorum. Özellikle Amerika’dan ‘Meat is Murder’ için bize teşekkürlerini sunan ve artık vejeteryan olduğunu söyleyen yanıtlar alıyoruz. Bu harika bir şey! Madrid’teki konserimiz de çok dikkat çekiciydi. 350,000 kişinin önünde verdiğimiz açık hava konseri tüm İspanyol televizyonlarında, ‘Meat is Murder’ın sözleri tercüme edilerek yayınladı. İspanyolcası ‘Carnes Es Asesinato’ ya da onun gibi bir şey. Ertesi akşam Barcelona’da çaldık ve aynısını yine yaptılar. İspanya çok et tüketen ve korkunç boğa güreşlerine sahip bir ülke. Oradaki konserlerimizden bir şeyler öğrenmeleri ümit vericiydi.

DM: Animal Liberation Front hakkında ne düşünüyorsun? Nisan ayında California’daki bir laboratuara girip yüzlerce hayvanı serbest bıraktıklarını biliyor muydun?

Morrissey: Hayır, bundan haberim yoktu. Bu harika. Evet bence çok önemli bir iş yapıyorlar. Amerika’da da aktif olmalarından dolayı mutluyum.

DM: Sadece Avrupa’da tura çıktınız ve şimdi Amerika’da çalıyorsunuz.

Morrissey: Evet, biraz da Kanada’da. Buradaki seyirciyi seviyoruz. Herkes çok heyecanlı.

DM: Konserde herkesin ‘Meat is Murder’ şarkısına eşlik edip ardından hamburger yemeye gidebileceği ihtimali seni hayal kırıklığına uğratıyor mu?

Morrissey: Hayır hiç uğratmıyor. Bu ülkedeki insanlardan aldığım mektuplar bana cesaret veriyor. Albümümüzün onları ne kadar değiştirdiğini ve artık et yemediğini söyleyen hayranlardan her gün mektuplar alıyorum. İngiltere’deki kadar olmasa da yine de memnun olduğumu söyleyebilirim. Burada vejeteryan restoran bulmak daha zor ve yol kenarında ölmüş bir sürü hayvan görmek beni hasta ediyor, fakat bunun dışında her şey güzel. Tur da oldukça iyi gidiyor.

Peta

Reklamlar